3 Mart 2012 Cumartesi


               EZAN HER AN KALPLERDE DUYULUR

Hayatın her anında ezan okunmaktadır ve insan her an ubudiyetle; ubudiyetin özü olan zikri, fikri ve şükrü hayatının tamamına yayıp Rabbe kulluğunu ifa etmekle mükelleftir. Zira Rab her an ona farklı bir esmasıyla muhatap olup kendini insana tanıtmakta ve sevdirmektedir. İnsanın vazifesi de O’nu tanıyıp sevgisine, muhabbetle karşılık vermektir.
Esbabın vazedilişinin çok hikmetlerinden bir hikmeti de esma-i hünsanın talim edilmesi ve tanıtılmasıdır. Bu anlamda âlemde sürekli ezan okunur, insan; Rabbe itaate ve Rabbi tanımaya davet edilir.
Esbap, ubudiyete davet manasında bir nevi ezandır ve iktiza ettiği ubudiyete kulu davet eder. Nasıl mı? Mesela açlık, bir nevi ezandır. Kişiyi Rezzak-ı Hakiki’ye ubudiyete davet eder. Kul açlığı hisseder hissetmez Rabbinin emrini alır. Rızkın,  esbaptan değil de Rabbinden geldiğini hatırlamak suretiyle esbaptan temizlenmek manasında abdest alır. Mutfak mescidine yönelir. Rezzak olan Allah’a ubudiyete niyet ederek nimet üzerinde Rabbinin ismini zikrederek ‘yeme’ ibadetine başlar. Rezzak olan Rabbinin huzurunda O’nun nimetlerini zevk içinde tefekküre dalar. Açlığı giderenin O olduğuna bizzat ve bilfiil şahit olur. Nihayetinde O’na memnuniyetini ifade babında şükürle yemek ibadetini bitirir ve kulağını okunan yeni ezana diker. Kuddüs ismine şahitlik etmek anlamında el yıkama ubudiyetini yapar, temizliği kendine sevdiren Rabbine şükreder.
Evet, susuzluk da bir ezandır. Kulu saki-i hakiki olan Rabbin ubudiyetine davet eder. Kul, Resulullah’a uyma niyetiyle musluk mescidinde suya yönelir. Onun dergâhı-i izzetinde diz çöker, besmele çeker, sağ eliyle suyu ağzına götürüp susuzluğunu gideren Rabbe tanıklık eder. O nimetin hakiki sahibini fikreder ve nihayetinde O’na şükrederek başka esmanın huzuruna avdet için huzurdan ayrılır.
Hastalık dahi bir ezandır. Sıhhat vererek daima insana şifa veren Şafi’yi hatırlatmak ve o nimetin şükrüne/ibadetine davet manasında bir ezandır. Kul, ezanı işitmek suretiyle şifanın kaynağının ilaçlar yahut başka esbaplar olmayacağını ilan sadedinde esbaptan temizlenme abdestti alır. O’na itaat niyetiyle Şafi-i Hakiki’yi zikir babında ilaca ya da tabibe yönelir. Rabbe iltica eder, O’ndan medet umar ve bu surette hali tefekkürü yapıp Rabbini tekbir eder. Sonra afiyete ulaştığında Rabbine hamd ile şükrederek Şafi ismine bilinçli bir ayinedarlık eder. O ismin zikri, fikri ve şükrü anlamında kulluğunu ilan eder.
Def-i hacet ihtiyacı da bir nevi ezandır. Kulu ubudiyete davet eder. Kul habis olan şeytandan ve necasetten Allah’a sığınmak suretiyle Rabbini zikreder. Resulullah’a iktidaen sol ayağıyla helaya girer, zararlıyı vücudundan atıp faydalıyı vücudunda bırakan Rabbini fikreder. Sonra rahatlar ve muzırratı def ettiği ve menfaatliyi kendine ihsan ettiği için Rabbine şükrederek ayrılır.
Bu anlamda her ihtiyaç bir ezan olur ve o ihtiyacın karşılanmasına bakan esmayı tanıma ubudiyetine kulu davet eder. Kul, esbaptan tecerrüt manasında nimeti Rabbinden bilerek manen abdest alır. O esmayı zikre niyet ederek besmele ile ihtiyacına yönelir. İhtiyaç vermek ve ihtiyacını karşılamak suretiyle esmasını tanıtan ve o esma ile kuluna sevgisini bildiren Rabbini tefekkür eder ve muhabbetine memnuniyet ve rıza ile karşılık vererek şükreder.
Bu anlam da musibetler de hastalık gibi birer ezandır. Kulu menfi ibadete sevk eder. Gaflet vesilesiyle unuttuğu Rabbin o musibete bakan esmasını yad eder ve O’na yönelmek suretiyle ubudiyetini ifa etmiş olur.
Hatta diyebiliriz ki yine bu anlamda günahlar da birer ezandır. Ve kalbe yaşattığı sıkıntı ve pişmanlıkla kulu Gafur olan, Tevvab olan Rabbin huzuruna davet eder. Kul, Rabbini hatırlar, O’na yönelir, O’nu zikreder. Pişmanlığını ilan ederek istiğfar ibadetini yerine getirir. Sonra kendisine pişmanlık nasip edip onu huzuruna kabul eden merhametli Rabbine şükreder.
Özetle, tüm başlangıçları, tüm mazhariyetleri, tüm bitişleri, tüm duygulanışları, harekete sevk edici unsurları birer ezan olarak algılayabilir ve her anımızı ubudiyetle geçirebiliriz. Hatta sadece kendi ibadetimize değil bütün mahlûkatın ubudiyetine bakan veçhesiyle âlemde her an okunan bir ezan ve her an o çağrıya kulak veren abdleri müşahede edebiliriz. Mesela havaların ısınması ve baharın gelişi bir ezandır. Tüm tohumları ve ağaçları ubudiyete davet eder. O mahlûkat acz ve fakr lisanıyla kendi tesirlerini ret manasında abdest alıp çiçeğe ve yaprağa dururlar. Çiçeğin ve yaprağın lisan-ı hâliyle o nimetler üzerinde tecelli eden esmayı zikrederler ve zişuurun zikrine vesile olurlar. Cemil olan, Sani olan, Müzeyyin olan, Latif olan Rablerini ilan manasında ubudiyet-i fıtriyelerini yaparlar.
Sıcaklarla birlikte yazın gelişi de bir ezandır. Tüm ağaçlar acz ve fakr lisaniyle besmele çekip meyveye dururlar. Rezzak olan, Şafi olan, Rahim, Hakim, Halim, Habir, Sani, Musavvir olan ve hadsiz esma sahibi olan Rablerini, Yaratıcılarını âleme ilan manasında fıtri ubudiyet vazifesini yaparlar. İnsan da onların bu ubudiyetlerine şahitlik etmek suretiyle kasdi ve şuuri ubudiyet-i mahsusayı yerine getirmiş olur.
Daha bunlar gibi ezana muhatap olan hadsiz mevcudatı sayabiliriz. Doğuşlar batışlar, açılışlar kapanışlar; arzu edişler reddedişler; meraka, hayrete, muhabbete, tefekküre hatta adavete ve öfkeye sevk eden her şeyi birer ezan olarak görebilir, onlara müteallik olan esmanın talimi manasında ubudiyet-i insaniye ile mukabele edebiliriz. 
İşte âleme bu nazarla bakan bir kul, her an Rabbinin çağrısını işiterek ‘lebbeyk’ diye mukabele eder. Kendini tanıtan ve esmasıyla sevdiren Halik’ını esbap vesilesiyle tanır ve O’na muhabbetle mukabele eder. Her an huzurda abd olur. Huzur-u daimiye muvaffak olur.
Rabbim bizleri her an esma-i hüsnana davet manasında yaptığın çağrıya uyup hadsiz esmanı tefekkür ve ilan manasında ubudiyetimizi yapmaya (en azından niyeten) muvaffak eyle. Her an senin zikrinde, şükründe, fikrinde bizleri yaşatarak hüsn-ü ibadetle sana mukabele etmeyi nasib eyle. Âmin.

Abdurreşid şahin.